Blog

  • Öykü Gürman’a Laz böreği, Semicenk’e Arhavi kestane balı ikram edildi

    Bu yıl 52’ncisi düzenlenen Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali, Öykü Gürman ve Semicenk’in sahne aldığı görkemli konserlerle sona erdi. Festivalin final gecesinde müzik, yöresel lezzetler ve renkli sahne anları bir arada yaşandı.

    Konser öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Öykü Gürman, Karadeniz’e geldiğinde kendisini çok iyi hissettiğini belirterek, “Karadeniz’e gelince şifalanıyorum” dedi. Daha önce Karadeniz’de dizi çekimleri de gerçekleştiren Gürman, bölgeye geldiğinde en çok Laz böreğini özlediğini söyleyince, Arhavi Belediye Başkanı Turgay Ataselim sanatçıya orijinal Laz böreği ikram etti.

    Öykü Gürman, kendisi için hazırlanan özel repertuvarla Arhavililere müzik dolu bir gece yaşattı. Sevilen sanatçı, seslendirdiği şarkılarla festival coşkusunu zirveye taşıdı.

    Semicenk’e sahnede kestane balı ikramı

    Gecenin ve 52. Uluslararası Arhavi Kültür ve Sanat Festivali’nin final konserini ise Semicenk gerçekleştirdi. Rahatsızlığı bulunmasına rağmen Arhavi konserini iptal etmediğini belirten sanatçı, verdiği sözün arkasında durarak sahneye çıktı.

    Konser sırasında renkli bir an da yaşandı. Arhavi Belediye Başkanı Turgay Ataselim, Semicenk’e sahnede Arhavi’nin yöresel kestane balından ikram etti.

    Arhavi’nin yüksek rakımlı, doğal yapısını koruyan yamaçlarında ve kestane ormanlarında üretilen kestane balının bölgenin zengin Doğu Karadeniz florasından aldığı kendine özgü aromasıyla öne çıktığını belirten Ataselim, balı Semicenk’e ikram ederken, “Artık size bir şey olmaz, balımız size iyi gelecektir” diyerek sanatçıya moral verdi.

    Semicenk ise enerjisi ve sevilen şarkılarıyla festival alanını dolduran binlerce kişiye unutulmaz bir gece yaşattı. Hit şarkılarını seslendiren sanatçı, büyük alkışlar eşliğinde sahneden ayrıldı.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Lara: Bu hastalık bana hayatın ve nefes almanın kıymetini öğretti

    Pop müziğin sevilen isimlerinden Lara, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Les Ambassadeurs Hotel bünyesinde bulunan Les Arena’da müzikseverlerle buluştu. Güçlü sahne performansı ve enerjisiyle geceye damga vuran Lara, konser öncesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

    “Rabbime sonsuz şükürler olsun”

    Geçirdiği zorlu sağlık sürecinin ardından sahnelere güçlü bir dönüş yapan Lara, sağlık durumuyla ilgili samimi açıklamalarda bulundu.

    Lara, “Öncelikle bu canı bana tekrardan bahşeden Yüce Rabbime sonsuz şükürler olsun. Derdi veren Allah, dermanı da verir. Bu hastalığım boyunca yaşamanın, hayatın ve nefes almanın ne kadar güzel ve kıymetli olduğunu daha iyi anladım. O yüzden Yüce Rabbim sayesinde sahalara bomba gibi döndüm” dedi.

    Sanatçı, sağlıklı yaşamına da dikkat çekerek, “Deli gibi spor yapıyorum, inanılmaz derecede sağlıklı yaşıyorum. İçki içmiyorum, sigara kullanmıyorum. Kendime çok dikkat ediyorum” ifadelerini kullandı.

    “Eski Numaralar” ile yeniden müzikseverlerin karşısında

    Yeni şarkısı “Eski Numaralar” hakkında da konuşan Lara, şarkının sözlerinin Sercan Eren’e, düzenleme ve yapımının ise Mustafa Arapoğlu’na ait olduğunu söyledi. Şarkının klibinde emeği geçen ekibe teşekkür eden sanatçı, yeni projelerinin de art arda geleceğinin müjdesini verdi.

    Lara, bundan sonraki süreçte pop şarkılarla müzikseverlerin karşısında olmaya devam edeceğini belirterek, farklı tarzlarda düetlere de açık olduğunu ifade etti.

    “Genç sanatçılara her zaman destek veriyorum. Ruhlarımız ve şarkılarımız birbirine uyduğu sürece düet yapabilirim. Ama çok farklı biriyle, örneğin arabeskin çok güçlü bir ismiyle düet yapmak da beni heyecanlandırır. Farklılığı ve yenilenmeyi seviyorum” dedi.

    “Kıbrıs bizim canımız”

    Kıbrıs’a olan sevgisini de dile getiren Lara, burada yatırım yapan sanatçı dostlarından bahsederek, “Kıbrıs demek yavru vatanımız demek. Kıbrıs demek canımız demek. Onların canı yandığı zaman bizim de canımız yanıyor, onlar mutlu olduğu zaman bizler de mutlu oluyoruz” diye konuştu.

    Lara, Kıbrıs’ın güneşi, kumu ve insanlarının sıcaklığından duyduğu memnuniyeti dile getirerek kendisini karşılayan ve ağırlayan herkese teşekkür etti.

    Les Arena’da Lara rüzgârı

    Basın buluşmasının ardından sahneye çıkan Lara, sevilen şarkılarını seslendirdi. Yüzlerce müzikseverin eşlik ettiği gecede güçlü vokali, dansları ve sahne enerjisiyle büyük beğeni toplayan sanatçı, konuklardan yoğun alkış aldı.Les Arena’nın konser programında sıradaki büyük buluşma ise 29 Ağustos’ta Sibel Can ile gerçekleşecek.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Wilma Elles 10,5 Milyon TL’lik Elbiseyle Podyuma Çıktı

    Ünlü modacı Sümeyye Tülü, yeni SMY Stil koleksiyonunu özel bir tanıtım defilesiyle moda dünyasının beğenisine sundu. El işçiliğinin ön plana çıktığı koleksiyonun koreografisini Oksana Kuznetsova üstlenirken, defilenin baş mankeni ise Wilma Elles oldu.

    Defilenin en dikkat çeken tasarımı ise yaklaşık 1,5 kilogram altının el örgüsü işçiliğiyle hazırlandığı ve piyasa değerinin 10,5 milyon TL olduğu belirtilen özel elbise oldu. Tasarımı üzerinde aylarca çalışılan göz alıcı kıyafet, gecenin en çok konuşulan parçalarından biri haline geldi.

    10,5 MİLYON TL’LİK TASARIM

    Milyonluk elbiseyi podyumda taşıyan Wilma Elles, tasarımın kendisi için çok özel olduğunu söyledi. Elles, elbisenin olağanüstü bir el işçiliğiyle hazırlandığını belirterek yaklaşık 1,5 kilogram altın kullanıldığını ve tasarımın değerinin 10,5 milyon TL olduğunu ifade etti.

    Baş manken olarak podyuma çıkmanın heyecanını da paylaşan Elles, mankenliği bırakmayı düşünmediğini söyledi. Kendini hâlâ genç, dinamik ve enerjik hissettiğini belirten ünlü oyuncu ve model, “Yaş diye bir şey yok artık. Kendimi çok iyi hissediyorum” sözleriyle dikkat çekti.

    EL SANATLARI GİYİLEBİLİR SANATA DÖNÜŞTÜ

    Sümeyye Tülü’nün koleksiyonunda geçmişten günümüze aktarılan kültürel değerler ve geleneksel el sanatları modern moda anlayışıyla buluşturuldu. 15 özel tasarımın sergilendiği defilede el işçiliği ön plana çıktı.

    Tasarımlarda tezhip sanatının ince detayları, renkleri ve fırça uygulamaları kıyafetlere taşınırken; tamamında 2 binden fazla el düğümü bulunan makrome tasarımlar da podyumda yer aldı. Tığ örgüsü etekler, el boyaması uygulamalar ve kristal boncuk nakış işlemeleriyle hazırlanan parçalar da koleksiyonun dikkat çeken örnekleri arasında yer aldı.

    OKSANA KUZNETSOVA’DAN YENİ PROJELER

    Defilenin koreografisini üstlenen Oksana Kuznetsova ise koleksiyonun diğer çalışmalardan ayrılan yönlerini anlatarak yeni projeleri hakkında da bilgiler verdi.

    Defile sonrası Sümeyye Tülü, Oksana Kuznetsova ve Wilma Elles birlikte objektiflerin karşısına geçerek geceyi değerlendirdi. Etkinliğin sonunda ise mankenlerle birlikte pasta kesildi.

    Sümeyye Tülü’nün SMY Stil koleksiyonu, geleneksel el sanatlarını modern tasarımlarla buluştururken, 10,5 milyon TL değerindeki altın işlemeli elbise defilenin geceden akıllarda kalan en çarpıcı tasarımı oldu.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Taner Adıgüzel’in Sanat Dünyasındaki 30 Yıllık Yolculuğu

    Film, müzik ve organizasyon dünyasında uzun yıllardır çalışmalarını sürdüren Taner Adıgüzel, yaklaşık 30 yıllık kariyeriyle yapım sektöründe dikkat çeken isimler arasında yer alıyor.

    Sanat dünyasına tiyatro ile adım atan Adıgüzel, lise yıllarında Afyon Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun seçmelerine katılarak başarılı oldu. Bu deneyimin ardından İstanbul’a gelerek film sektöründe çalışmaya başladı.

    Sektörde edindiği tecrübelerin ardından kendi firmasını kuran Adıgüzel, yıllar içerisinde çok sayıda konser ve Kick Boks organizasyonunda yapımcı ve organizatör olarak görev aldı. Farklı sanat ve organizasyon projelerine de imza atan Adıgüzel, film sektöründeki çalışmalarını müzik alanına da taşıdı.

    2023 yılında ilk müzik çalışmasını başlatan Taner Adıgüzel, böylece yapımcılık faaliyetlerine müzik sektörünü de ekledi. Bugün film, müzik ve organizasyon alanlarında yeni projeler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.Adıgüzel, yayın hayatına soktuğu Anatolia Gazetesi ile de medya dünyasında büyük çıkış yakaladı.

    KARS’TAN İSTANBUL’A UZANAN HİKAYE

    1975 yılında Kars’ta doğan Taner Adıgüzel, ilk öğrenimini Kars’ta tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte Afyon’a yerleşti. Ortaokul ve lise eğitimini burada tamamlayan Adıgüzel, sanat dünyasına attığı ilk adımın ardından kariyerini İstanbul’da şekillendirdi. Kars’ta başlayan yaşam öyküsü, Afyon’da sanatla tanışması ve İstanbul’da yapım sektörüne uzanmasıyla devam eden Adıgüzel, yaklaşık 30 yıllık deneyimini yeni film, müzik ve organizasyon projelerine aktarmayı hedefliyor.

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Bu hastalık kornea nakline götürüyor

    Korneanın incelerek öne doğru sivrilmesine neden olan keratokonusta uygulanan her yöntemin amacı aynı olmayabilir. Bazı uygulamalar hastalığın ilerlemesini durdurmayı hedeflerken, bazı seçenekler hastanın görme kalitesini artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Uzmanlar, tedaviden beklenen sonucun hastalığın evresine ve korneanın yapısına göre değişebileceğine dikkat çekiyor. Dünyagöz Etiler Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Anıl Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini ifade etti. Prof. Dr. Kubaloğlu, “Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz” dedi.

    Çocukluk ve ergenlik döneminde başlayan görme bozukluklarında keratokonus hastalığına dikkat çeken Prof. Dr. Kubaloğlu, gelişen düzensiz astigmatizma nedeniyle yani gözümüzün ön yüzeyinde kornea adı verilen saydam tabaka yüzeyindeki düzensizliklerin ışık kırma kusuruna yol açarak, nesnelerin görüntüsünü bulanıklaştırmasıyla hastalarda ilk olarak görmenin etkilendiğini söyledi.

    Sık Göz Ovuşturanlar Dikkat

    Göz ovuşturmanın keratokonus hastalığında ciddi görme kaybına neden olabildiğini belirten Prof. Dr. Kubaloğlu, “Özellikle kaşıntı nedeniyle birçok hasta refleks olarak gözlerini ovuşturur. Ancak, bu alışkanlık kornea dokusunda incelme ve sivrilme sonucu ilerleyici bir hastalık olan keratokonusa yol açabilir. Başlangıçta hastalar gelişen astigmatizmaya bağlı bulanık görmeden şikayet eder. Teşhis ve tedavi edilmediğinde gözlüklerle dahi net görememe şeklinde ortaya çıkan, ileri derecede görme kaybına neden olabilir” dedi. Prof. Dr. Kubaloğlu, aileleri de uyararak, hastalığın belirtilerini şöyle sıraladı:

    • Göz ovuşturma
    • Gözlüklerle net görememe
    • Gözlük numarasında hızlı değişim
    • Gözler arasında belirgin numara farkı
    • Hızla gelişen astigmat
    • Gece sürüş zorluğu
    • Cisimlerin gölgeli görülmesi
    • Yeni gözlüklerle rahat edememe

    Kornea Tomografisi

    Prof. Dr. Kubaloğlu, keratokonusta düzenli takibin tedavi kadar önemli olduğunu belirterek, kornea tomografisi ile birlikte detaylı göz muayenesinin şart olduğunu söyledi.

    Geç Teşhisten Kaçının

    Keratokonusun geç teşhis edildiğinde kornea nakline bile götürebildiğini söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, “Ülkemizde kornea nakli için başvuran hastalarını üçte biri keritokonus hastasıydı. Bu gerçekten ciddi bir oran. Bunun için bu hastalıkta erken teşhis çok önemli” dedi.

    Çapraz Bağlama Yöntemiyle Tedavi
    ProfDr. Kubaloğlu, keratokonusun ilerleyici özelliği nedeniyle öncelikle hastalığın aktif olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini belirterek, “Keratokonus erken dönemde teşhis edildiğinde, hastalığın ilerlemesini durdurmakta çok başarılı sonuçlar alıyoruz. Çapraz bağlama (Cross-linking) tedavisi yapıyoruz. Temel amaç ilerlemeyi kontrol altına almak. Özellikle çocukluk ve gençlik döneminde daha hızlı ilerleyebilen keratokonusta, korneadaki kollajen liflerin güçlendirilmesini amaçlayan çapraz bağlama uygulaması değerlendirilebilir. Bu yöntemin temel hedefi korneanın daha fazla incelmesini ve şekil bozukluğunun ilerlemesini kontrol altına almaktır. Ancak hastalığın durdurulması, mevcut göz numarasının tamamen ortadan kalkacağı veya görmenin kendiliğinden artacağı anlamına gelmeyebilir. Uygulama sonrasında hastaların gözlük ya da kontakt lens kullanmaya devam etmesi gerekebilir” dedi.

    Hangi Hastaya Hangi Tedavi Yapılır?
     Görmeyi artırmak için tedavide farklı seçeneklerin değerlendirilebileceğini de söyleyen Prof. Dr. Kubaloğlu, “Keratokonusta oluşan düzensiz astigmatizma nedeniyle standart gözlükler bazı hastalarda yeterli görme sağlayamayabilir. Bu durumda, keratokonusa özel sert veya hibrit lensler, hastanın kornea yapısına göre görmeyi artırmak amacıyla değerlendirilebilir. Gözlük ve kontakt lenslerle yeterli görme elde edilemeyen olgularda ise görmeyi artırmak için kornea içi halka uygulamaları, kornea topografi kılavuzlu lazer tedavileri veya ileri evrelerde kornea nakli seçenekler arasındadır. Hangi yöntemin tercih edileceği; kornea kalınlığı, hastalığın derecesi, ilerleme durumu ve hastanın görme ihtiyacı birlikte değerlendirilerek, belirlenebilir” diye konuştu.

    Her Hastaya Özel Yöntem
     HER hastaya aynı yöntem uygulanmayabileceğinin altını çizen Prof. Dr. Kubaloğlu, şöyle dedi: “Keratokonus tedavisinde tek bir uygulamanın bütün hastaların ihtiyacını karşılaması mümkün olmayabilir. Bir hastada öncelik, hastalığın ilerlemesini durdurmak, başka bir hastada görme kalitesini artırmaya yönelik seçeneklere ihtiyaç duyulabilir. Bazı olgularda ise iki hedefin farklı aşamalarda birlikte ele alınması gerekebilir. Bu nedenle hastaların uygulama öncesinde yöntemin hangi amaçla önerildiğini, görme seviyesinde nasıl bir değişiklik beklenebileceğini ve gözlük ya da lens ihtiyacının devam edip etmeyeceğini hekimleriyle ayrıntılı şekilde değerlendirmesi önem taşıyor.”

    Türkiye’de de Tarama Programı Başlatılmalı
     Bazı Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinde çocukların ilkokula başlarken keratokonus taramasından geçtiğini örnek olarak gösteren Prof. Dr. Kubaloğlu, şu önerilerde bulundu: “Çocuklarda kornea tomografisi taraması yapıyorlar. Çünkü çocuğu o yaşta yakalarsanız, yaptığımız çapraz bağlama tedavisiyle çocuğun görmesini, yani hayatını kurtarabiliyoruz. Yani bir bireyi engellilikten, hayat boyu engelli olmaktan kurtarıyorsunuz. Ülkemizde de bu hastalık tarama programına alınmalı. Çocuk ilkokula başlarken taraması yapılmalı. Erken teşhis ile çapraz bağlama tedavisi yüzde 90-95 oranında başarılı bir tedavi. Erken dönemde yaptığınız tedavide hastanın basit bir gözlükle ya da basit bir lensle görmesini koruyabiliyorsunuz.”

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • İş ve tatil yolculuklarında pıhtı riskini azaltan 8 önlem

    Uçak, otobüs veya otomobillerle saatlerce süren tatil ya da iş yolculukları vücudumuzun hareketsiz kalmasına neden oluyor. Dört saatten uzun süren yolculuklarda bacakların uzun süre aynı pozisyonda kalması, toplardamar dolaşımını yavaşlatarak pıhtı oluşumu riskinin artmasına neden olabiliyor. Oluşan pıhtıların akciğerlere ulaşması ise hayatı ciddi şekilde tehdit edebilen pulmoner emboliye yol açabiliyorMemorial Bodrum Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölümü’nden Op. Dr. Filiz Bakkal, pıhtı riskini en aza indirmek için uzun yolculuklarda alınabilecek basit önlemler hakkında bilgi verdi. 

    Saatlerce hareketsiz kalmak riski artırıyor

    Derin ven trombozu (DVT), çoğunlukla bacakların derin toplardamarlarında pıhtı oluşmasıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Uzun süre hareketsiz kalındığında bacak toplardamarlarındaki kan akımı yavaşlamasıyla kan göllenerek pıhtı oluşabilir. İş veya tatil yolculuklarında uçak, otobüs ya da otomobilde saatlerce aynı pozisyonda oturmak, bacaklardaki toplardamar dolaşımının yavaşlamasına neden olur. Özellikle daha önce pıhtı öyküsü bulunan, yakın zamanda ameliyat veya hastanede yatış geçmişi olan, aktif kanser hastalığı olan, ileri yaşta veya fazla kiliolu kişilerde pıhtı oluşma riski daha yüksektir. Yaz aylarında çıkılan yolculuklarda sıcak havaya bağlı olarak sıvı kaybı daha fazla olmaktadır. Bu dönemlerdeki yolculuklarda yeterli sıvı tüketilmelidir. Ancak pıhtı oluşumu açısından en önemli risk faktörlerinden biri uzun süreli hareketsizliktir. 

    Akciğere ulaşan pıhtı hayati riske neden olabiliyor

    Derin ven trombozu her zaman belirgin belirtilerle ortaya çıkmayabilir. Ancak özellikle uzun yolculuk sonrasında tek bacakta şişlik, ağrı veya hassasiyet, kızarıklık ve ısı artışı gibi belirtiler görülmesi durumunda tıbbi değerlendirme yapılması önem taşır. Pıhtının akciğere ulaşması halinde ise ani nefes darlığı, göğüs ağrısı, çarpıntı, baş dönmesi veya bayılma ve kanlı öksürük gibi belirtiler ortaya çıkabilir. Bu belirtilerin görülmesi durumunda acil tıbbi değerlendirme gerekir.

    Yolculuk sırasında pıhtı riskini azaltmak için…

    Günümüzdeki ulaşım araçları en uzak yolu bile en kısa zamanda gitme olanağı sağlarken önlem alınmadığı taktirde bazı sağlık sorunları ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle uzun süreli yolculuklarda pıhtı riskini en aza indirmek ve bacak dolaşımını desteklemek için bu önlemlerin alınması gerekir;

    1. Düzenli hareket edin: Uygun olduğunda koltuğunuzdan kalkarak koridorda kısa yürüyüşler yapın.
    2. Otomobil yolculuklarında mola verin: Uzun süre kesintisiz araç kullanmak yerine düzenli aralıklarla durup birkaç dakika yürüyün
    3. Ayak bileklerinizi çalıştırın: Oturduğunuz yerde ayak bileklerinizi yukarı-aşağı hareket ettirin ve dairesel hareketler yapın.
    4. Baldır kaslarınızı aktif tutun: Ayak parmaklarınızı ve topuklarınızı sırayla kaldırarak baldır kaslarınızı çalıştırın.
    5. Bacak bacak üstüne atmayın: Uzun süre aynı pozisyonda oturmak yerine bacaklarınızı mümkün olduğunca rahat ve hareket edebilecek şekilde konumlandırın.
    6. Yeterli sıvı alın: Yolculuk boyunca susamayı beklemeden düzenli olarak su tüketmeye özen gösterin.
    7. Sıkı kıyafetlerden kaçının: Bel ve bacak bölgesini aşırı sıkan kıyafetler yerine rahat kıyafetler tercih edin. 
    8. Risk grubundaysanız hekiminize danışın: Daha önce pıhtı geçirdiyseniz veya pıhtı açısından başka risk faktörleriniz bulunuyorsa yolculuk öncesinde doktorunuzla görüşün. Kompresyon çorabı veya ilaçla korunma gibi yöntemlerin gerekip gerekmediği kişinin risk durumuna göre hekim tarafından değerlendirilmelidir. 

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Zayıflama iğnelerinde görünmeyen tehlike!

    Son yıllarda obezite tedavisinde çığır açan gelişmeler arasında gösterilen ve kamuoyunda ‘zayıflama iğnesi’ olarak bilinen GLP-1 grubu ilaçlar, milyonlarca kişinin kilo verme umudu haline geldi. Ancak bu tedavilerin masum bir şekilde sadece iştahı azaltan bir yöntem olarak görülmesi ve özellikle sosyal medyadan etkilenerek ya da arkadaş tavsiyesiyle kullanılması ciddi sağlık sorunlarına hatta hayati riske neden olabiliyor! Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin “Çünkü bu ilaçlar yalnızca kilo kaybını hedeflemiyor; metabolizma, hormon dengesi ve kan şekeri düzenlenmesi üzerinde de etkili güçlü tıbbi tedaviler arasında yer alıyor. Bilinçsiz kullanımı pankreas, safra kesesi ve sindirim sistemi başta olmak üzere pek çok organı olumsuz etkileyebiliyor” diyor. Dr. Çetin, zayıflama iğnesinde 5 hayati kuralı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. 

    Uzman kontrolü şart!

    Zayıflama iğnelerinin, her kilo vermek isteyen kişi için uygun olmadığını belirten İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin şöyle konuşuyor: “Unutulmamalı ki, bu ilaçlar bir takviye ürünü ya da vitamin- mineral desteği değil; insülin direnci, kalp- damar hastalıkları, karaciğer yağlanması, diyabet gibi pek çok metabolik bozukluk ve hastalığın altında yatan hormonal bozuklukları düzelten bir tıbbi tedavi ajanıdır. Nasıl ki antibiyotiği, kemoterapiyi ya da apandisit cerrahisini profesyonel ellere emanet ediyoruz, bu tedaviyi de mutlaka uzman kontrolünde kullanmak elzemdir. İnternetten edinilen bilgiler doğrultusunda tedaviye başlamak, doz değiştirmek veya ilacı kontrolsüz şekilde temin etmek sağlık açısından ciddi risk oluşturur.”

    Bu hastalıklarınız varsa kullanmayın!

    Daha önce pankreatit geçirenler, safra taşı veya safra yolu hastalığı bulunanlar, medüller tiroit kanseri açısından risk taşıyanlar ve ileri düzey mide-bağırsak sistemi hastalığı olan kişilerde bu ilaçların kullanımı ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca kontrol altında olmayan kalp-damar hastalıkları, çok yüksek trigliserid düzeyleri, kronik alkol kullanımı ve ailede pankreas veya safra hastalığı öyküsü bulunan kişiler de mutlaka ayrıntılı değerlendirilmelidir. Tedavi kararı yalnızca kiloya göre değil, kişinin tüm sağlık geçmişi dikkate alınarak verilmelidir.

    Tedavi öncesi bu tetkikleri mutlaka yaptırın!

    Obezite tedavisinde doğru ilaç kadar doğru değerlendirme de hayati önem taşır. Tedavi öncesinde açlık kan şekeri, HbA1c, insülin direnci, kolesterol ve trigliserid düzeyleri ile karaciğer, böbrek ve tiroit fonksiyonlarının değerlendirilmesi gerekir. Gerektiğinde safra kesesi ve pankreasın ultrasonografiyle incelenmesi, gizli kalmış sağlık sorunlarının ortaya çıkarılmasını sağlayabilir. Yapılmayan her tetkik, gözden kaçabilecek bir riski de beraberinde getirir.

    Dozu kendiniz değiştirmeyin!

    Dr. Ferhat Çetin “”Biraz daha fazla kullanırsam daha hızlı kilo veririm” düşüncesi en tehlikeli hatalardan biridir. Bu ilaçlarda doz artışı belirli bir plan doğrultusunda ve yalnızca hekim kontrolünde yapılmalıdır. Gereğinden hızlı doz artırılması bulantı, kusma, şiddetli mide-bağırsak yakınmaları, sıvı kaybı ve tedavinin bırakılmasına neden olabilecek yan etkilere yol açabilir. Aynı şekilde ilacı düzensiz kullanmak veya enjeksiyon günlerini değiştirmek de tedavinin etkinliğini azaltabilir” diyor.

    Bu belirtilerde hemen doktora danışın

    Tedavi sırasında gelişen her yakınma ‘normal yan etki’ olarak değerlendirilmemelidir. Özellikle şiddetli ve geçmeyen karın ağrısı, sürekli kusma, sarılık, koyu renk idrar veya yüksek ateş gibi belirtiler pankreas ya da safra yollarıyla ilgili ciddi bir sorunun habercisi olabilir. Bu belirtiler ortaya çıktığında ilacı kendi kendine kullanmaya devam etmek yerine zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

    xxxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxx

    İlacı bırakınca bu hataya düşmeyin!

    İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ferhat Çetin, zayıflama iğnesi kullanımında en sık yapılan hatalardan birinin tedavi sonrası eski alışkanlıklara dönmek olduğunu vurguluyor. Dr. Çetin, “Tedavinin bitmesi sürecin tamamlandığı anlamına gelmez. Amaç yalnızca kilo vermek değil, verilen kiloyu koruyacak sağlıklı yaşam alışkanlıklarını kazanmaktır. Beslenme ve hareket düzeni değişmezse, ilacın iştah azaltıcı etkisi ortadan kalktığında kilolar yeniden alınabilir” diyor. Tedavi sonrası özellikle ilk 3-6 ayda kilo, bel çevresi ve metabolik değerlerin düzenli takibi büyük önem taşıyor.

     

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Çankaya’da Gülümseten Hizmet

    Çankaya Belediyesi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerini ilçenin farklı noktalarındaki polikliniklerle vatandaşların ayağına götürüyor. Sosyal güvencesi olsun ya da olmasın tüm vatandaşlara ücretsiz sunulan hizmet kapsamında diş çekimi, dolgu, genel muayene ve diş taşı temizliği gibi çeşitli işlemler yapılıyor.

     Sağlık hizmetlerine erişimde eşitlik anlayışıyla çalışmalarını sürdüren Çankaya Belediyesi, ağız ve diş sağlığı hizmetlerini üç farklı noktada vatandaşlarla buluşturuyor. 100. Yıl, Yıldız ve Karapınar’da hizmet veren ağız ve diş sağlığı polikliniklerinden yararlanmak isteyen vatandaşlardan herhangi bir sosyal güvence şartı aranmıyor.

    Ücretsiz sunulan hizmet kapsamında diş çekimi, dolgu, genel muayene ve diş taşı temizliği işlemleri gerçekleştiriliyor. Böylece vatandaşlar, ağız ve diş sağlığı hizmetlerine kolay ve ücretsiz şekilde ulaşabiliyor.

    RANDEVU ÇANKAPP’TAN

    Ağız ve diş sağlığı polikliniklerinde verilen hizmetlerden yararlanmak isteyen vatandaşlar, Çankapp mobil uygulaması üzerinden randevu oluşturabiliyor. Randevu sistemi sayesinde vatandaşlar kendilerine uygun gün ve saatte hizmet alabiliyor.

    Çankaya Belediyesi’nin ücretsiz ağız ve diş sağlığı hizmeti sunduğu poliklinikler ve adresleri şöyle:

    -100. Yıl Çankaya Evi Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: İşçi Blokları Mahallesi, 1534. Sokak ile 1524. Sokak kesişimi

    -Yıldız Hizmet Binası Prof. Dr. Nusret Fişek Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: Sancak Mahallesi, 516. Sokak, Yıldız Hizmet Binası içi

    -Karapınar Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği: Karapınar Mahallesi, 844. Cadde No: 7

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • 82 Yaşındaki Kadın, Sporla Bastonunu Attı

     

    Parkinson hastalığı sebebiyle denge bozukluğu yaşayan ve bastonla yürümek zorunda kalan 82 yaşındaki Kayalı Yavuz, Bağcılar Belediyesi Vefahâne Yaşam Merkezi’nde çözüme kavuştu. 10 aylık özel bir spor eğitimi alan Yavuz, bastonu atıp normal bir şekilde yürümeye başladı.

    Bağcılar’da yaşayan Kayalı Yavuz (82) Bağcılar Belediyesi Vefahane Yaşam Merkezi kursiyerlerinden biri. Sabah tesise gelen Yavuz, zamanının çoğunu burada akranlarıyla aktiviteler yaparak geçiriyor. Ancak parkinson hastası olan Yavuz, denge bozukluğu yaşıyor ve yürümekte zorlandığı için de baston kullanıyor.

    10 aylık yorucu bir süreç geçirdi

    Yaşlı kadınının rahatsızlığını fark eden Vefahane Yaşam Merkezi Kadın Spor Eğitmeni Gül Yorulmaz, kendisiyle özel olarak ilgilenmeye başladı. Yorulmaz, Yavuz için özel bir program hazırlayıp uygulamaya koyuldu. Spor salonunda her gün gerçekleştirilen egzersizlerle yaşlı kadının yürümesinde her geçen gün düzelmeler görüldü. 10 aylık yorucu sürecin sonunda Yavuz, bastonunu atıp normal bir şekilde yürümeye başladı.

    Yaşam kalitem arttı

    Zaman geçirmek için geldiği bu tesiste sağlığına kavuştuğunu söyleyen Yavuz, “Başta Bağcılar Belediye Başkanımız Yasin Yıldız olmak üzere emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Burada benimle çok yakından ilgilendiler. Spor hocamızın desteğiyle azmettim ve bastonsuz yürümeye başladım. Parkinkon hastalığımın getirdiği kas katılığı ve hareket kısıtlılığı sona erdi. Yaşam kalitem arttı” dedi.

     

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

  • Çocuğunuz ismine tepki vermiyorsa dikkat!

    Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, otizm spektrum bozukluğunun temel özellikleri, erken dönemde görülebilen belirtileri ile dil ve sosyal iletişim alanında neden olduğu güçlükler hakkında açıklamalarda bulundu.

    Otizm, sosyal iletişim ve etkileşimde zorlanmalarla seyrediyor!

    Otizmin sosyal iletişim ve etkileşim alanlarında yaşanan güçlüklerin yanı sıra tekrarlayıcı, basmakalıp davranışlar ve duyusal hassasiyetlerle seyreden nörogelişimsel bir durum olarak tanımlandığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Günümüzde otizm, tek bir tablo yerine farklı özellik ve düzeylerin bir arada bulunduğu ‘otizm spektrum bozukluğu’ kavramıyla ele alınıyor.” dedi.

    Geçmişte Asperger sendromu ve atipik otizm gibi ayrı tanılarla ifade edilen bazı durumların da artık otizm spektrumu içerisinde değerlendirildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Spektrumda özellikle sosyal iletişim ve etkileşim alanındaki güçlükler ön plana çıkıyor.” diye konuştu.

    İlk belirtiler 1,5 yaş civarında görülebiliyor!

    Otizm spektrumuna ilişkin bazı belirtilerin yaklaşık 1,5 yaşından itibaren fark edilebildiğine işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Luş, şöyle devam etti:

    “Çocuğun sosyal etkileşimde zorlanması, sosyal gülümsemeye karşılık vermemesi, ismiyle seslenildiğinde bakmaması veya seslenmeye tepki vermemesi erken dönemde dikkat çekebilen belirtiler arasında yer alıyor.

    Bunun yanı sıra çocukların ebeveynleriyle birlikte oynanan ‘ce-ee’ gibi karşılıklı oyunlara katılmaması, bir nesne ya da yöne işaret edildiğinde oraya bakmaması ve çevresindeki kişilere ya da olaylara beklenen düzeyde ilgi göstermemesi de sosyal iletişim açısından değerlendirilmesi gereken işaretler arasında bulunuyor.”

    Dil gelişimindeki farklılıklar dikkat çekiyor!

    Otizm spektrumunda dil gelişiminin de farklı şekillerde etkilenebildiğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Çocuğun hiç konuşmaması, konuşmanın yaşıtlarına göre gecikmesi veya konuşma gelişmiş olsa bile dilin sosyal iletişim amacıyla uygun şekilde kullanılmaması görülebiliyor.” dedi.

    Özellikle ergenlik ve yetişkinlik döneminde ortaya çıkabilen durumlara da değinen Dr. Öğr. Üyesi Luş, “Mecazları anlamakta zorlanma, sosyal iletişimi kendiliğinden başlatamama ve farklı sosyal ortamlara uygun dil kullanımı konusunda güçlük yaşama gibi durumlar da görülebiliyor. Bu özelliklerin görülme biçimi ve şiddeti, otizm spektrumundaki bireyler arasında farklılık gösterebiliyor.” açıklamasını yaptı.

    Tekrarlayıcı davranışlar ve duyusal hassasiyetler görülebiliyor!

    Otizmin bir diğer önemli özelliğini davranışsal farklılıkların oluşturduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Melek Gözde Luş, “Tekrarlayıcı hareketler ve basmakalıp davranışlar bunlar arasında yer alıyor.” dedi.

    Bunun yanında duyusal uyaranlara karşı aşırı hassasiyet (hipersensitivite) veya uyaranlara karşı beklenenden daha az tepki verme (hiposensitivite) görülebildiğini kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Luş, sözlerini şöyle tamamladı:

    “Ses, ışık, dokunma veya diğer duyusal uyaranlara verilen tepkiler bireyden bireye değişebiliyor. Bu nedenle otizm spektrum bozukluğunun tek tip bir görünümünün olmadığı, belirtilerin farklı bireylerde farklı düzeylerde ve biçimlerde ortaya çıkabileceği unutulmamalı.

    Erken dönemde fark edilen sosyal iletişim, dil gelişimi ve davranışsal farklılıkların uygun şekilde değerlendirilmesi, çocuğun ihtiyaçlarının belirlenmesi ve gelişiminin desteklenmesi açısından önem taşıyor.” 

     

    Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı